İçeriğe geç

Overshoot Day (Dünya Limit Aşım Günü): Otomobillerin Geleceği ya da Geleceğin Otomobilleri

1987 yılında, insanlık bir gerçeği farketti: Yıl henüz bitmeden, doğanın o yıl içerisinde yenileyebileceği kaynaklar yok edilmişti. Yılın kalan bölümünde ise, insanlık gelecek yıllarda kullanılması gereken doğal kaynaklardan “ödünç alıyor”, daha doğrusu “çalıyor”du. İnsanlığın tüketim hızı, doğanın kendini yenileme hızının üzerine çıkmıştı.

Bu güne “Overshoot Day“, ya da “Dünya Limit Aşım Günü” adı verildi.

Overshoot Day’in ilk kez 1987 yılında farkına varıldı: 19 Aralık 1987 tarihinde, yani yılın bitimine birkaç gün kala, insanlık doğal kaynaklarını tüketmişti. Bugün durum çok daha kötü: 2014 yılında Overshoot Day 19 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleşti. Başka bir deyişle, 8 aydan daha kısa bir sürede, gezegenin 12 ayda üretebileceği doğal kaynaklar tüketildi. Yılın kalan 4 ayında “gelecek kuşakların” doğal kaynaklarından “ödünç alarak” daha doğrusu “çalarak” yaşamaya devam ettik, atmosfere fazladan Co2 bıraktık, kredimizi tükettik.

Yıllık gelirinizin tamamını Ağustos ayında harcadığınızı ve yılın kalan 4 ayında gelecek yıllarda elde edeceğiniz geliri kullandığınızı düşünün. Ya da bir şirketin, bütçelediği yıllık Operasyonel Giderlerine Ağustos ayında ulaştığını ve bu aydan sonra bütçe açığına yakalandığını düşünün. Böyle bir durumda, finansal bir destek (borçlanma, kredilendirme) bu açığı kapatabilecektir.

Buradaki durum ise daha ciddi: Overshoot Day geri dönüşü olmayan bir kırılma noktasıdır. Çünkü, başka bir dünya yok. Çünkü, inanılmaz bir hızla tüketilen ve yok edilen kaynakların yerine koyabileceğimiz yeni bir “şey” yok. Bir “B Planı” yok.

Yavaş yavaş geriye kayan bu tarih, aslında kutladığımız onlarca günden ve yıldönümünden çok daha hassas ve sessiz sedasız geriye doğru ilerliyor. Vademiz doluyor.

Açık ya da örtülü olarak, bu “gerçek”, endüstrinin kendisinden ve insanlığın 20. yüzyıldaki yaşam tarzından kaynaklandı ve sonuçlarıyla yine tüm endüstriyel alanları etkiledi. Overengineered yöntemlerle üretilen “ölümsüz” otomobiller, beyaz eşyalar, spor ayakkabılar geride kaldı ve “kullan-at” ürünlere geçildi. İnsanlık, daha fazla tüketime teşvik edildi. İhtiyacı olmadığı halde “yeni” olarak tanıtılan ama aslında eskisinden farklı olmayan ürünleri satın almaya zorlandı. Şimdi ise bunun bedeli ödeniyor. Karbon ayak izimiz hiç olmadığı kadar büyük ve Co2 salınımı kontrol edilemeyecek düzeylere ulaştı.

Gelecekte, hatta yakın bir dönemde vergilerimizi karbon ayak izimize göre, Co2 emisyonumuza göre ödeyebiliriz.

Otomobillerin de daha tasarruflu olması ve daha az tüketmesi gerekiyor. Burada amaç sadece “az yaksın çok kaçsın” düşüncesi ile otomobiller üretmek değil. Çünkü burada bahsedilen “tasarruf” konusu sadece hanehalkı / per capita olarak bizim kişisel tasarrufumuz değil. Bu önemli, ama asıl önemli olan dünyanın, gezegenin kendisinin tasarruf edilmesi. Artık, havayı, suyu, enerji kaynaklarını çok ama çok hızlı tüketiyoruz, atmosfere olması gerekenin çok üzerinde Co2 bırakıyoruz.

İçerisinde olduğumuz durum ciddi ve sorumlusu daha fazla gelişmiş ülkeler (biraz da Hindistan’daki inekler), ancak en büyük sahiplenme yine gelişmiş ülkelerdeki bilinçli ve sağduyulu bir azınlıktan geliyor. Otomobillerde motor teknolojilerindeki geliştirmeler de buradan kaynaklı. Bütün amaç Co2 salınımını düşürmek. Yine aynı nedenle, birçok Avrupa ülkesinde vergiler artık motor hacmine ya da motor gücüne göre değil, Co2 emisyonlarına göre belirleniyor. Emisyonların azaltılmasının tek yolu da daha tasarruflu motorlar yapmak. Ama tasarruflu motor üretmek performanstan vazgeçilmesi anlamına da gelmemeli. “Downsizing” uygulanmış motorların ortaya çıkış hikayesi de budur.

Aşırı beslemeli bir motordan alınabilecek güç neredeyse “sınırsız”dır. Burada verilebilecek en güzel örnek, BMW’nin 1970’lerde Formula 1’de kullandığı 1.5 litrelik turbo motordur (M12) Formula 1’de turbonun henüz yasak olmadığı dönemlere ait bu motor 1.500 (yazı ile bin beş yüz) HP güç üretiyordu. Aşırı beslemeli bir motordan istediğiniz kadar güç alabilirsiniz. Önemli olan ise, sadece güç almak değil, aynı zamanda bu motorun dayanıklı ve uzun ömürlü olması, yüzbinlerde km dayanabilmesi, günlük kullanıma uygun olması ve alt devirlerden itibaren dengeli güç dağılımı sağlaması (bkz: turbo boşluğuturbo lag), tasarruflu olması ve aşırı tüketmemesi, ama hepsinden de önemlisi doğaya karşı saygılı olmasıdır.

Konu buradan, yani emisyonların (Co2 salınımının) azaltılmasından geliyor.

Emisyonların azaltılmasının tek yolu da daha tasarruflu motorlar yapmak. Ama tasarruflu motor üretmek performanstan vazgeçilmesi anlamına da gelmemeli. “Downsizing” uygulanmış motorların ortaya çıkış hikayesi de budur.

Downsizing ulaşılması gereken bir son nokta değil, bir “ara dönem”. Bu ara dönemin içerisinde ikinci bir ara dönem daha var: Hybrid araçlar. İşler yolunda giderse bu dönemin ardından sıfır emisyonlu bir dönem başlayacak. Bu da büyük olasılıkla elektrikli araçlar ile gerçekleşecek, ancak hidrojen gibi bazı alternatif yakıtlar da bulunuyor. Ne olacağını ömrümüz yettiği kadar göreceğiz.

Birbirimize, insanlara ve doğaya karşı saygılı olursak birşeylerin yolunda gitme olasılığı daha yüksek. Otomobiller de bunun bir parçası.