Bu yazı E36 BMW 3 Serisi için saygı duruşudur…

1990 yılı 1991’e bağlanırken gazetelerin manşetinde hemen her gün aynı konu vardı: Körfez Savaşı. Liderliğini ABD’nin yaptığı, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana kurulmuş olan en büyük askeri ittifak Irak’a girmişti. O dönem Dinç Bilgin’in sahibi olduğu Sabah gazetesinin birinci sayfasında da derin analizlerle hep savaştan bahsediliyordu: Koalisyonun ilerleme durumu, B52 ağır bombardıman uçaklarının kapasitesi, F15’lerin hızı… Televizyonlar, ilk kez bir şehrin bombalanmasını canlı yayın ile veriyor, dünyanın dört bir yanındaki insanlar ise film izler gibi izliyordu. Savaşın, günün sonunda taraf olsun olmasın herkese yıkım ve felaket getireceği unutulmuştu.

Ama aynı dönemde, aynı Sabah gazetesinin iç sayfalarında güzel şeylerden de bahsediliyordu: Borusan Otomotiv, verdiği tam sayfa ilan ile BMW 3 Serisi’nin yeni kuşağını duyuruyordu. Ancak ilanda bir “tuhaflık” vardı: Ortada BMW 3 Serisi yoktu. Otomobilin tanıtımında, görseli değil sadece gösterge paneli kullanılmıştı. Fotoğrafta, devir saatinin yukarıya tırmanan ibresi “bulanık” görünüyordu. Çekimi yapan fotoğraf makinasının enstantane hızı, 3 Serisi’nin devir göstergesini yakalayamamıştı! Borusan’ın Kurumsal İletişim Departmanı ve pazarlama ekibi bir şeyler anlatmak istemişti. Buradaki mesajı anlamak için ise E36’nın direksiyonuna geçmek gerekiyordu.

Otomobil, BMW için ilklerle doluydu: İlanda anlatıldığı gibi, BMW’nin atmosferik motorları gelecek 10 yıllık dönemde VANOS ile beraber altın çağını yaşayacaktı. Otomobilin tasarımında da büyük bir değişim vardı. Boyutları E30’a göre büyümüş, aks mesafesi 13 cm uzamıştı. Çift BMW farları tek parça şeffaf camın arkasına alınmıştı. Kokpit ise hiç olmadığı kadar sürücüyü sarıyordu. “Tasarım”daki değişiklikler bazı “uygulama”larda da değişikliğe neden olmuştu: Örnek olarak otomobili kriko ile kaldırmak için kullanılan kriko yuvası marşpiyelin ortasında kalmıştı ve tasarımı bozmaması için bir kapak ile gizlenmişti. Cam açma kumandaları bugünkü gibi kapı içerisine entegre değildi, orta konsola vites kolunun sağına ve soluna yerleştirilmişti.

E36’nın belki de en “ilginç” donanımı anteniydi. E36’nın radyo anteninin nerede olduğunu hatırlıyor musunuz? Tavanda? Bagaj kenarında?… Hiçbir yerde. FM radyonun ses kalitesi için, E36’nın 3 adet anteni vardı ve bu antenler arka camın içerisine gizlenmişti. Hangi anten daha iyi sinyal yakalarsa, radyo o anteni kullanıyordu.

Otomobil, kullanıcısına 4 anahtar ile teslim ediliyordu: Feneri master key, fenersiz master key, yedek anahtar ve otel anahtarı… Fenerli master key: O dönemin Alman otomobillerinin çoğunda olduğu gibi anahtar üzerinde gece ve karanlık ortamlarda kapı kilidini ve kontak yuvasını bulmak için bir lamba bulunuyordu. BMW logosuna basınca fener yanıyordu. Yedek anahtar cüzdan içerisinde taşıyabilmek için daha küçük boyutlu olarak tasalanmıştı. Otel anahtarı ise 3 Serisi’ni valeye teslim etmek için özel olarak tasarlanmıştı. Anahtar sadece kapıları açıyor ve motoru çalıştırıyordu, ancak özel eşyaların konulabileceği torpido güzünü ve bagajı açamıyordu (E36’da torpido kapağında da bir kilit mekanizması vardı)

Devir saatinin altına, aşağıya bakacak şekilde yerleştirilen enerji kontrol göstergesi ise anlık olarak yakıt tüketimini gösteriyordu. Bu analog gösterge bugün ise Eco Pro ile beraber çalışıyor. Tasarrufu izlenebilir ve ölçülebilir hale getirmek, o tarihlerde de BMW’nin vizyonunda vardı ve E36 bunun tek örneği değildi: 1991 yılı E36 yanında, BMW’nin 160 km’lik menzili ile günlük hayata uygun ilk elektrikli otomobili olan BMW E1’i ürettiği yıldır. 900 kg ağırlığında alüminyum karosere sahip elektrikli ve arkadan itişli E1 bir dönüm noktasıydı, ve BMW, E1’den yarım kalanları 20 yıl sonra 2011’de BMW i3 ile tamamlamıştır

(BMW’nin daha önceden de elektrikli otomobil denemeleri vardı: 1972’deki BMW 1602 sadece 30 km’lik menzil sağlıyordu ve bir “deneme” olarak kaldı. İkinci deneme ise 1987’deki BMW 325iX’dir.)

BMW, E36’da 50:50 eşit ağırlık dağılımı sağlamak, otomobilin ağırlığını arkaya vermek ve dengeli sürüş özellikleri yaratmak için motor bloğunu olabildiği kadar geriye yaslamıştı. Bu motor bloğu ile otomobilin burnu arasında bir boşluk oluşmasına neden oldu. BMW, “denge” için iç mekanın daralmasını göze almıştı. Motor bloğunun önündeki boşluğa ise, çarpışma sırasında darbeyi emen kolay kırılabilir ve yenilenebilir parçalar yerleştirdi. 15 km/h’ye kadar olan çarpmalarda esnek tampon ve karoser zarar görmüyor, bu parçalar darbeyi karşılıyordu. BMW, çarpışma güvenliği sağladığı ve düşük hızdaki çarpmalarda otomobili hasardan koruduğu için bu konsepte aynı zamanda “crash ability” adını verdi.

E36’nın arka tarafında ise, bir önceki nesil E30’un basit arka aksı (semi trailing arm suspension) yerine, çok bağlantılı bir süspansiyon (Z-axle multilink süspansiyon) kullanıldı. Bu sedan BMW’lerde bir ilkti ve stabilite ve konfor anlamında yeni bir dönemin başlangıcıydı. BMW bu yeni arka aksı 1989’da yollara çıkan roadster’i BMW Z1’e özel olarak geliştirmiş ve ilk kez bu otomobilde kullanmıştı. Süspansiyona “Z axle” isminin verilmesi buradan gelmektedir. Z aks, önceki nesil E30’un sade arka aksına göre daha fazla yer kaplıyordu, ancak yola tutunma standartlarını yükseltiyordu. Otomobilin geriye yaslanmış motor bloğu gibi, arka tarafta da BMW seçimini yapmış, “Sheer Driving Pleasure” için iç mekandan ve bagajdan taviz vermişti.

(E36 1990 yılında çok bağlantılı arka aksa geçerken, E34 BMW 5 Serisi’nde sabit arka aks kullanılmaya devam etti. BMW 5 Serisi’ne bu teknik yenilik, 1996 yılında E39 ile gelebilecektir.)

Vuruntu sensörleri sayesinde, hemen hemen tamamı benzinli olan motorlar 89 oktan benzin ile çalışabiliyordu. E36, bugünkü DTC’nin atası olan ASC+T (Automatic Stability Control plus Traction) ile donatılmıştı. DTC gibi, orta konsolda bulunan bir tuş ile çekiş kontrol sistemini devre dışı bırakmak mümkündü.

E36, 15 ve 16 inch jantlar ile sunuluyordu. Baz modeller 15 inch jantlar üzerinde 185 mm tabanlı bugüne göre çok ince lastikler ile geliyordu, 16 inch jantlara takılı 205 mm ve 225 mm tabanlı lastikler opsiyon listesindeydi. Run on Flat lastikler ise henüz kullanılmıyordu (Bu lastikler E46 ile kullanılmaya başlanmıştır.)

Bugün, ne yazık ki, E36’nın orijinal, oynanmamış ve iyi bakılmış bir örneğini bulmak çok zor. Bu iyi durumda kalmış az sayıdaki aracı ise şimdiden “klasik” olarak kabul etmek gerekiyor.