Eşitler Arasında Birinci: Mercedes C200d (W205)

Formula 1’deki dört yıllık Red Bull-Renault ambargosunu 2014 yılında geliştirdiği 1.6 litre PU106 turbo motor ile yıkan Mercedes, 4. kuşağına ulaşan C Serisi için Renault’dan 1.6 litre dizel motor transfer etti. Mercedes, Renault‘dan gelen R9M kodlu bu yeni dizel makineye büyük anlam ve sorumluluk yüklüyor: Çünkü motora 1.5 dCi’de yaptığı gibi kompakt modellerini değil, bu kez C Serisi’ni sürükleme görevini veriyor. Dahası bu sedanın bagaj kapağı üzerinde C160 ya da C180 yerine C200 yazıyor… Formula 1’de rekabet eden Mercedes ve Renault’un kompakt motorlardaki işbirliği, Renault’un 1.6 litrelik Energy dCi motor ailesi, bu yeni motor ile günlük hayata taşınan Formula 1 teknolojileri, Mercedes’in platform stratejisi, yeni MRA platformu, Mercedes’i Euro 6’ya hazırlayan SCR sistemi ve Mercedes C Serisi için… ve de Michael Schumacher için.

Kullanmak için “girişimde bulunduğum” ilk otomobil bir Murat 124’tü. 10 yaşında ya vardım ya yoktum, babam beni izliyordu; Mercedes O302 ve Man 520HN direksiyonunda birkaç milyon kilometreyi devirmiş bu usta adam aslında ne olacağını biliyordu. Sol tarafta kalan kontağı çevirdim, debriyaja basıp 1. vitesi seçtim; babam “pedalı bırak” dedi, 124 yarım metre kadar ileri atılıp stop etti. İlk teşebbüs başarısızlıkla sonuçlanmıştı… 1970’lere ait bu küçük Fiat, döneminin 4 tekerlekte disk frene sahip nadir kompakt otomobillerinden biriydi. Bağımsız süpansiyonla donatılmıştı. Kontak anahtarı da bugünkü gibi direksiyonun sağında değil, sol tarafındaydı. Aslında bu eski yarış otomobillerinden kalan bir gelenekti: Çünkü eski touring yarışlarında yarışın “start”ı pilotlar araç içerisindeyken başlamıyordu, start verildiğinde pilotlar koşarak araçlarına biniyor, marşa basıp yarışa başlıyordu; pilotlara zaman kazandırmak için de kontak mekanizması sol tarafa yerleştiriliyordu (Murat 124 gibi hala bu geleneğe sadık olan Porsche’lerde ve eski nesil Alfa Romeo‘larda da kontak mekanizması soldadır)

testler

Kuzey İstilası: Volvo XC60 D4 (DZ73)

İsveç bizim evimiz: Dağlar, uçsuz bucaksız ormanlar, aşılması gereken mesafeler, güneş, yağmur, karanlık, kar ve hatta buz… Tüm bunlar otomobillerimizi geliştirirken bizi hem zorluyor ama hem de ilham veriyor. Biz gücümüzü İsveç’in kendisinden alıyoruz.” Volvo, otomobillerini bu sözler ile anlatıyor. Bu etkileyici cümleler aslında sadece bir pazarlama kampanyasının parçası değil, çünkü Volvo sözcüğünü duyan hemen herkeste benzer hisler uyanıyor. İsveç çeliğinin hayat bulduğu Volvo XC60 da aynı duyguları yaşatıyor. XC60’ı asıl anlamlı yapan ise, kaputu altında bulunan ve D4 versiyon ile gelen yeni 2.0 litrelik dizel motor. Çünkü bu motor Volvo’da bir şeylerin değişmeye başladığının ilk işareti…

Kuzey’den gelen saldırıların Kıta Avrupası’ndaki dengelerin değişmesinde her zaman önemli bir rolü olmuştur: M.S. 395’de kuzeyden gelen akınlar önce Roma İmparatorluğu’nu ikiye böldü, yüz yıl sonra da Batı Roma’yı yıktı. Kuzeydeki İngilizler, Fransızlar ile “100 yıl” savaştı. Ruslar defalarca sıcak denizlere (!) inmek için Osmanlı üzerinde baskı kurdu. Adolf Hitler, macerasına güneydeki Avusturya’yı ilhak ederek başladı… Kuzey ve Güney hep karşı karşıya geldi. Bu kez tehdit yine kuzeyden: Dizel motorların hakimi Kıta Avrupası’na bugüne kadar verilmiş en sağlam cevap Uzakdoğu’dan ya da okyanus ötesinden değil İsveç’ten geldi.

testler

Kurt Postundaki Kuzu: Mercedes A180 CDI AMG (W176)

1 otomobil, 1 depo motorin, 18 saat, toplam 980 km: İstanbul – Ankara – İstanbul ve Mercedes A180 CDI AMG… Gerçekte O’nun Fransız genleri taşıdığına inanmak zor: Mercedes sihirli dokunuşlarla önden çekişli platformu ve Borg Warner turbolu 1.5 dCi dizel motoru (K9K / OM607) mükemmel hale getirmiş. Otomobil direksiyona entegre vites kolu ve 7 ileri DCT otomatik şanzımanı ile alışılmadık bir deneyim sunuyor.

Mercedes A180 CDI, AMG paketiyle “kurt postundaki kuzu” gibi duruyor… ve diğer taraftan “teknoloji ve gelenekler nasıl bir arada yaşayabilir?” sorusuna güzel bir cevap veriyor.

Kuzu postunda kurt otomobillere hayran kaldım hep. Hem sayıca az olmaları, hem de sade ve sıradan (!) görünümlerinin altında inanılmaz teknik özellikler gizlemeleri onları fazlasıyla özel yapıyor: Audi RS4, BMW M3, BMW M5 gibi…

testler

Maalesef Ruhu Var: Alfa Romeo Giulietta 1.6 JTD (940)

Giulietta’nın “maalesef ruhu var”… Çocukluğu ya da gençliği 1990’lı yıllara denk gelenler, o dönemin Türkiye’sinin ekonomik ve siyasi olarak hiç olmadığı kadar dışa açıldığına ve ayrıca pop müzik’in altın çağına tanık oldu. Bunlar olurken, hem mutfak tarafında hem de vitrinde sektöre çok emeği geçen Mustafa Sandal isimli bir adam dikkatleri üzerine çekti. 1996’da yayınladığı “Araba” parçası ile çok geniş bir kitleye kendini sevdirdi. Bugün, seveni kadar sevmeyeni olsa da ve o dönemki tarzıyla artık kendisi bile dalga geçse de, bu adamın iş yapma şekli ve duruşu ama en çok da bu parçası bir döneme damga vurdu. Şarkıda “…maalesef ruhu yok, onun için hiç mi hiç şansı yok” diyordu. (Ruh derken, burada Hegel’in “tin”inden de bahsedebilirdik, ama Mustafa Sandal’ın parçası bize çok daha yakın bir örnek)

Ne bu parçayı, ne de parçanın videosunu unutabildik: Klibin kahramanı silindir başına 5 subaplı Ferrari F355’in açık vites yollarını da, Ferrari’nin İstanbul sahil yolunda, sıkışık trafikte önündeki aracı geçmek için kafa çıkarmasını da unutamadık…

testler

BMW 4 Serisi (F32)

BMW’nin Compact Executive Car segmentindeki coupesi BMW 4 Serisi (üretim programındaki ismiyle F32) yollara çıktı. Bize de buradan bazı dersler çıktı.

BMW 4 Serisi, ortaya çıkış şekliyle “mütevazilik” dersi, varlığıyla ise “coupe böyle olur” dersi veren otomobil. Bir üreticinin ne kadar mükemmel olursa olsun her zaman rakiplerinden öğrenmesi gereken bir şeyler olduğunu anlatan bir otomobil. Başka bir deyişle F32’nin yani BMW 4 Serisi’nin ortaya çıkışında mütevazilik var:

BMW, 4 Serisi’yle, “bazen rakiplerin izinden gitmek gerekir” demiş oldu, “bazen Audi’yi örnek almak gerekebilir, belki böylesi daha doğrudur.” Mütevazilik burada başlıyor.

tarih yazılırken

Audi A2 (8Z)

İtalyan gökbilimci Galileo Galilei (1564 – 1642) “dünya dönüyor” dediği için Engizisyon Mahkemesi’nde yargılandı ve cezalandırıldı. Galilei “doğru”yu söylüyordu, ama söyledikleri içerisinde olduğu dönemin şartlarına “uymadığı” için cezalandırılmıştı.

Audi A2’nin kaderi de Galilei ile aynı oldu: Tamamen alüminyumdan üretilen bu kompakt araç, çok erken bir dönemde geldiği için değeri bilinememiş, “zamanının çok ötesinde” bir otomobildir.

1999 yılında yollara çıkan Audi A2’nin tasarımı, Audi’nin 1997 yılında tanıttığı Al2 isimli konsept otomobile dayanıyordu. A2 ile Audi, mükemmellikten taviz vermeden üretilebilecek en hafif şasiye ulaşma yolunda önemli bir deneme yapmıştı. Otomobil, Volkswagen Grubu’nun küçük sınıf otomobillerde kullandığı PQ24 platformu üzerinde geliştirildi, ancak 3.8 m uzunluğundaki otomobilin ağırlığı, alumünyum kullanılması sayesinde benzerlerinden farklı olarak 895 kg’da kalmıştı. Çelik yerine alüminyum kullanılması %43 ağırlık tasarrufu sağlıyordu. Otomobilin alüminyum gövdesi Audi Space Frame adı verilen monokok yapı üzerine kurulmuştu (ASF’nin kökleri 1994 yılına, yine alüminyumdan üretilen D2 kasa Audi A8’e dayanır)

çocukluğumdan kalanlar

Ronin

Otomobillerle bezenmiş bir “sadakat” öyküsü.

1998 yapımı bu John Frankhenheimer filminin bende çok özel bir yeri var. Yönetmen J. Frankenheimer’in son filmi ve ustalık eseri olan bu “başyapıt”, ismini, Japon kültüründe ve hafızasında önemli yer tutan bir olaydan alırken, diğer taraftan Fransa’da; Paris’de, Nice’de ve Arles’de geçiyor. Tabii benim için özel yerinin olması sadece bu nedenlerden değil. Nedeni daha başka.

Tarihçi Peter Burke, Tarih ve Toplumsal Kuram isimli kitabında, filme adını veren ve “47 Ronin Olayı” olarak tarihe geçen hikayeyi şöyle anlatıyor:

sinema

Türünün Tek Örneği: BMW 116i (E87/F20)

Derler ki “az olan değerlidir”… “Türünün tek örneği” BMW 1 Serisi bu sözü haklı çıkarıyor.

Önümde duran “şey”i tanimlayarak başlamalıyım. BMW 1 Serisi, 3 farklı tanım ile tarif edilebilecek bir otomobil:

Otomotiv sektöründe en büyük pazar payına sahip olan C segmentinde (kompakt sınıf) çok özel bir yeri bulunan araçtır.

Sıradışı ve iddialı karoserine, tasarımına ve üzerindeki BMW badge’ine bakarak hakkında olumlu ya da olumsuz fikir edinmeden önce sahip olduğu benzersiz teknik altyapısı, arka planı ve teknolojileri dikkatle incelenmesi gereken otomobildir.

Varlığını Audi A3’e borçlu olan otomobildir.

testler