Son Dişli

Şanzıman neden var? İçten yanmalı motorlar güçlerini yola aktarmak için neden bir vites kutusuna ihtiyaç duyuyor? Şu “vites oranları” ne anlama geliyor? Örneğin 4,240 ya da 0,660 oranı neyi ifade ediyor? Peki “son dişli” ne demek? İsmi neden son dişli? Fonksiyonu ne? Vites oranlarını ve son dişli ayarını bildiğimiz bir otomobilin hangi viteste ne kadar hız yapabileceğini öngörmek mümkün mü? Ve lastikler: Farklı ölçüde lastik kullanmak bu şanzıman ayarları üzerinde nasıl etki yapıyor?

Kurban olarak seçtiğim otomobil 6 ileri manuel şanzımanlı bir BMW 116d EfficientDynamics… Çünkü olan biteni anlamak ve anlatabilmek için doğru ayarlanmış şanzıman oranlarına sahip. Debriyaj pedalına dibine kadar basıp üzerinde “Start Stop Engine” yazan butona dokunuyorum. 260 Nm tork veren dizel motor uyanıyor. Ancak bu kez 1. vitesi değil doğrudan 5. vitesi seçip ayağımı debriyajdan kaldırıyorum. 116d kasılıp stop ediyor, yaptığım işkenceye dayanamayıp debriyaja tekrar basıyorum, pedala basınca otomobilin Start Stop fonksiyonunu yöneten marş mekanizması otomatik olarak devreye girip motoru çalıştırıyor. Bu kez 4. vitesi seçiyorum, 4. vitesin oranı tam “1”. Yani şanzıman motordan gelen çekiş gücünü değiştirmeden ve müdahale etmeden arka aksa aktarıyor. Bu viteste şanzıman “yokmuş gibi” çalışıyor. Otomobil 4. viteste de stop ediyor. Bir daha deniyorum. Debriyaj kavramasına ne kadar nazik davranırsam davranayım bu mümkün değil. Vicdanım da rahat değil, bu işkenceden vazgeçiyorum…

4.vites oranı otomobilin şanzımansız halini simule ediyor. Sürüş sırasında 4. vites seçildiğinde, şanzıman motordan gelen çekiş gücünü müdahale etmeden tekerleklere gönderiyor, yani kendisi yokmuş gibi davranıyor. Durur vaziyetteki otomobile ilk hareketini vermek için ise bu 4. vites çok hızlı ve çok fazla zayıf kalıyor. Yani arkadan itişli 116d’nin motoru ile arka aksı arasında bir şanzıman bulunmasaydı kalkış yapmak mümkün olmayacaktı. Oysa dizel motorun 260 Nm’si etkileyici bir tork değeri değil mi? Bildiklerimiz yanlış mı?

teknik

İlerlemenin Matematiği: Peugeot 308 1.6 BlueHDi EAT6 (T9 LBBH)

Peugeot tarihi boyunca her yeni modelini duyururken model kodunu da ileriye taşıdı. Koddaki yükselme otomobildeki ilerlemeyi temsil ediyordu. Peugeot’un kompakt hatchback modelinin geçmişi de farklı değil: 1993 yılında yollara çıkan Peugeot 306’nın yerini 2001 yılında Peugeot 307 aldı, bu otomobili 2007’de Peugeot 308 takip etti ve son olarak Peugeot 309 geldi… Hayır! Yeni modelin ismi yine 308. Fransız üretici 308 modelini baştan aşağı yenilerken bu kez model kodunu değiştirmedi (Aslında 309 model kodu, Peugeot’un 1980’li yıllarda ürettiği bir notchback modele aitti). Model kodunda ilerleme yok, Peugeot artık daha farklı bir matematik anlayışına sahip: Bu kez ilerleyen bagaj kapağı üzerindeki model kodu değil, ilerlemeler daha değerli noktalarda, otomobilin teknik altyapısında, tasarımında, iç mekan konseptinde ve kalite standartlarında yapıldı.

Direksiyon simidi üzerinde sürücünün görüş alanına daha yakın konumlandırılmış göstergeleri, küçük direksiyon simidi, geçmişin Mercedes şanzımanlarını hatırlatan kullanıma sahip “yılan yollu” vites kutusu, tuşlardan arındırılmış fütüristik kokpiti ve hepsinden önemli olarak gerçek ilerlemelerin saklı olduğu teknik altyapısı ve mimarisi ile 308 çekiciliğe oynuyor. Otomobilin iç mekanı farklı tasarımı ve kumanda konseptiyle sizi alışkanlıklarınızı terk etmeye zorluyor. DV6 kodlu 1.6 litre BlueHDi dizel motor ve EAT6 otomatik şanzıman ise aşırı tutumlu ve doğaya saygılı karakteri ile olgunluk çağını yaşıyor. Motorun ardında güçlü bir dizel birikimi ve bir başarı hikayesi var.

testler

PSA – Ford DV6

DV6… Bu harf rakam grubunu daha önce hiç duydunuz mu? PSA Grubu ile yakından ilgili değilseniz bu sorunun cevabı büyük olasılıkla hayır olacaktır. Ama TDCi, HDi, DRIVe, D2 ya da MZ-CD kodları daha tanıdık gelmiştir. Aslında onu dışarıda olduğumuz hemen her yerde görüyoruz, daha doğrusu “duyuyoruz”. DV6 kodu, dizel motor tarihinin en yaygın kullanıma sahip makinelerinden birine ait. 1.6 litrelik bu dizel motorun kariyeri 2003 yılında Peugeot 206 HDi ile başladı. Otomobilde kullanılan bu 1.6 HDi makine 110 HP üretiyordu ve yerini aldığı 90 HP’lik ilk nesil 2.0 HDi Common Rail dizelden 20 HP fazla olan gücü ve 240 Nm torkuyla dikkatleri üzerine çekmişti…

Peugeot dizel motorlar konusunda öncü üreticilerden biri. Bunu da 3 önemli hamlesine borçlu: Mercedes dışında hiçbir üreticinin dizel motorları ciddiye almadığı çok erken bir dönemde, daha 1959’da Fransız üretici otomobillerinde dizel versiyonlar sunmaya başladı. İkincisi, Peugeot, yüzyıl değişirken, dizellerin kaderini de değiştiren Common Rail sistemine en fazla yatırım yapan ve emek veren az sayıdaki üreticiden biri oldu. Üçüncü olarak ise tüm bu gelişmeler devam ederken Peugeot çevre tedbirlerini de ihmal etmedi, örnek olarak DPF‘yi (Dizel Partikül Filtresi’ni) 2000 yılında ilk kullanan ve 2009 yılında da tüm modellerinde standart olarak sunan ilk üretici oldu. Peugeot 308’in 1.6 litrelik DV6 dizeli tüm bu birikimi yansıtıyor. Birikimin arkasında ise güçlü işbirlikleri ile örülmüş köklü bir geçmiş var:

teknik

Küçük Prens: Hyundai i20 1.2 MPI (GB)

Rakibini mağlup etmek istiyorsan onun gibi düşün, onun gibi yaşa, onun gibi davran… Onu iyi tanımadan yenmen mümkün değildir. Bu her alanda geçerli: Savaşa giren ordular, rolüne hazırlanan oyuncular, önemli bir maça çıkacak takımlar bu stratejiyi uyguladı. Hyundai’nin 2006’dan bu yana yaptığı şey de farklı değil. i20 dahil yeni model serisinin büyük ilerleme kaydetmesinin ve Batı pazarlarında daha fazla ilgi görmesinin nedeni Uzakdoğulu markanın da bunu uygulamış olması…

Hyundai 2007’de kompakt sınıfa dahil olan i30 ile bir reform hareketi başlattı. Hyundai i20 de bu hareketin bir ürünü olarak 2008 yılında Getz’in yerini aldı. 2014 yılında gelen ikinci nesil i20 ise hem tasarımı hem de iyileşen kalitesiyle daha büyük oynayan ve kendini geliştiren bir otomobil. Dahası, i20 geçmişin ucuz fiyat ile pazar arayan düşük maliyetli ve kalitesiz Hyundai modelleri ile arasına mesafe koyan “iyi” bir küçük otomobil. Otomobilin bunu başarması için doğru adımlar atılmış…

testler

Ford Control Blade & Integral Link

Ford tüm profesyoneller gibi en iyi yaptığı şey için kendine hala “nasıl daha iyi yaparım” diye sormaya devam ediyor: Mondeo’nun yeni kuşağında Ford şasideki en önemli yeniliği arka aksta gerçekleştirdi ve otomobil için yeni bir bağımsız süspansiyon sistemi geliştirdi. Mondeo’nun önceki 3. neslinde kendini kanıtlayan Control Blade adlı sistemin yerini alan ve Mondeo’nun üzerine inşa edildiği güncel CD4 platformunda kullanılan bu yeni arka aksa Integral Link adı verilmiş.

Yeni sistem Almanya’nın Aachen kentinde bulunan araştırma merkezinin yarattığı son mucize. Ford’un binek ve hafif ticari modellerini sürüş dinamikleri konusunda tüm rakiplerinin bir adım önüne geçiren araç dinamikleri, sürüş yardımcıları ve aktif güvenlik ile ilgili tüm yenilikler burada bulunan ekibin yaratıcılığı sonucu ortaya çıkıyor. Şasinin kendisi ise Köln Merkenich’de bulunan ürün geliştirme merkezinin eseri.

Ford, D segmenti’ndeki modeli Mondeo’nun arka aksında 1993 yılından beri bağımsız süspansiyon kullanıyor. 1993’den 2007 yılına kadar kullanılan ilk nesil bağımsız sistem Quadra Link olarak adlandırılmıştı. İlginçtir ki Mondeo’nun Station Wagon versiyonu ise aynı yıl yani 1993’de Control Blade adı verilen daha gelişmiş bir bağımsız arka aks ile donatılmıştı. 2007 yılından itibaren Mondeo Sedan da Control Blade’e kavuştu ve Quadra Link terk edildi (Ford’un kompakt modeli Focus da ilk üretildiği 1998 yılında bu bağımsız arka süspansiyon ile tanıtılırken kompakt sınıfta bir devrim gerçekleştirdi. Ford Focus o tarihten bu yana bağımsız süspansiyon ile yere basıyor.)

teknik

Yüz Kalbin Aynasıdır: Ford Mondeo 2.0 TDCi 180 PS (CD391)

Yüz kalbin aynasıdır: Kalpte gizli olan yüzde meydana çıkar… Bu inanış, Ford Mondeo’yu tasarlayan ekibi de derinden etkilemiş. Çünkü Mondeo’nun 4. kuşağı, tasarımı, kaputu altındaki motorları ve sürüş özellikleri ile son derece tutarlı ve kararlı bir otomobil. Mondeo’nun yüzü, otomobilin potansiyeli hakkında size doğru fikirler veriyor, otomobilin kalbi ve karakteri görünümüne yansıyor, Mondeo nasıl görünüyorsa öyle gidiyor…

Türkiye’ye yeni ayak basmış olan bu Mondeo’nun torpido gözüne bırakılmış döküman üzerinde büyük puntolarla “Turquia” yazıyor: “Varış noktası Türkiye”. Türkiye yazısı gibi dökümanın geri kalanı da İspanyolca. Çünkü Mondeo Valencia’dan geliyor… Bir önceki nesil CD345 kasa kodlu 3. kuşak Mondeo Belçika’nın Ghent kentinde bulunan tesislerde üretiliyordu. Yine aynı tesislerde aynı platformlar ile zamanında Ford Motor Company’nin ve PAG’nin (Premier Automotive Group’un) bir parçası olan Volvo modellerinin de üretimi yapılıyordu. Volvo ile yolların ayrılmasından sonra Ford Belçika topraklarını terk etti.

Mondeo Avrupa kıtasında bir süre için evsiz kaldı. Üretimin İspanya’da bulunan tesislere taşınmasına karar verildi. Bu aynı zamanda Avrupa pazarının Ford Mondeo’ya neden Amerika kıtasından 2 yıl sonra kavuştuğunu da açıklıyor (Otomobil Amerika’da 2012 yılından bu yana Ford Fusion ismi ile satılıyor). Ford, yine harika bir otomobil üretip, bu otomobili yine yanlış stratejilere kurban etmeyi başardı. Üretim tesisinde yapılan ani değişiklik nedeniyle, 2012 yılında tanıtılan otomobilin piyasaya çıkışı biraz (!) gecikme ile ancak 2 yıl sonra oldu.

testler

Mazda SkyActiv

Mazda, Skyactiv’i bir inovasyon olarak tanıtıyor. Skyactiv teknolojisi, otomobilde 3 önemli noktada; motorlarda, aktarma organlarında ve şaside bir dizi geliştirmeyi ifade ediyor. Bunlardan ilki olan motorlarda, Skyactiv verimli yanma anlamına geliyor. Mazda, benzinli motorlarını “dünyanın en yüksek sıkıştırma oranına sahip benzinli motoru” diyerek pazarlarken, dizellerini de “dünyanın en düşük sıkıştırma oranına sahip dizel motoru” sloganı ile tanıttı. Benzinlide en yüksek, dizelde en düşük sıkıştırma oranı… Mazda aslında ne yapmıştı ve yeni olan neydi?

Mazda, “farklı olmayı seven” bir üretici olmuştur. Japon marka daha 1967 yılında ürettiği coupe modeli Cosmo’da geleneksel bir içten yanmalı motor değil, bir Wankel motoru kullanmıştı. Mazda bu motorlarına Rotary ismini verdi. Mazda Cosmo’nun 1.0 litre hacimli Wankel motoru 130 HP üretiyordu. Cosmo gibi RX-3, RX-7 ve RX-8 modellerinde de Wankel motoru geleneği güçlenerek ancak yağ eksiltme gibi zayıflıklarını da üzerinde taşıyarak devam etti. Ancak Mazda küçük ve kompakt otomobillerinde daha muhafazakar davrandı ve geleneksel motorlar kullandı. Ta ki SkyActiv duyurulana kadar…

teknik

Kurt Postundaki Kuzu: Mercedes A180 CDI AMG (W176)

1 otomobil, 1 depo motorin, 18 saat, toplam 980 km: İstanbul – Ankara – İstanbul ve Mercedes A180 CDI AMG… Gerçekte O’nun Fransız genleri taşıdığına inanmak zor: Mercedes sihirli dokunuşlarla önden çekişli platformu ve Borg Warner turbolu 1.5 dCi dizel motoru (K9K / OM607) mükemmel hale getirmiş. Otomobil direksiyona entegre vites kolu ve 7 ileri DCT otomatik şanzımanı ile alışılmadık bir deneyim sunuyor.

Mercedes A180 CDI, AMG paketiyle “kurt postundaki kuzu” gibi duruyor… ve diğer taraftan “teknoloji ve gelenekler nasıl bir arada yaşayabilir?” sorusuna güzel bir cevap veriyor.

Kuzu postunda kurt otomobillere hayran kaldım hep. Hem sayıca az olmaları, hem de sade ve sıradan (!) görünümlerinin altında inanılmaz teknik özellikler gizlemeleri onları fazlasıyla özel yapıyor: Audi RS4, BMW M3, BMW M5 gibi…

testler

100 cm3 Neleri Değiştirir?: Ford Fiesta 1.5 TDCi ECOnetic Technology

100 cm3 motor hacminin neleri değiştirebileceğini anlatan otomobil o… Ford Fiesta 1.5 TDCi ECOnetic Technology, 1.5 litrelik dizel motoruyla ve şasisiyle Ford’un referans olarak görmesi ve üzerine yatırım yapması gereken bir modeli.

Normalde küçük otomobilleri (A segmenti ve B segmenti otomobilleri) sevmek zordur. Küçük boyutlu olarak “bilinirler” ama artık oldukça büyükler: Örnek olarak güncel (5. kuşak) Volkswagen Polo (Mk5 6R) ilk Volkswagen Golf’den daha büyük boyutlara sahip. Ayrıca bu otomobiller artık kimlik bunalımı yaşıyorlar: Otoyollar için hem performansları ile hem de yere sağlam basamayan şasileriyle hala “küçük”ler. Şehirlerde ise kıvrak manevralar ve park yerleri için boyutları sınıra yaklaştı ve pratik olma özelliklerini kaybetmek üzereler. Bir de üzerlerine yapışan “içerisinde bayan var” etiketi işi daha da zora sokuyor.

Ama bazen istisnalar oluyor. Hem de çok sağlam istisnalar: Ford Fiesta 1.5 TDCi ECOnetic Technology ise kendisine bu yazıyı yazdıracak istisnai özelliklere sahip bir B segmenti otomobil.

testler