Dizelin Terbiyesi: BMW 320d (E46/E90/F30/G20)

Alman Motorlu Taşıtlar İdaresi KBA Şubat 2018’de Alp Beyazı bir BMW 320d EfficientDynamics‘in gerçek yol şartlarındaki emisyon değerlerini inceleyerek otomobilin yasal gerekliliklere tam uyumlu olduğunu açıkladı. KBA’nın testinden 1 ay kadar önce, Almanya’nın yeşil hareketi Deutsche Umwelthilfe BMW 320d’lerin emisyon ölçüm sistemlerini yanıltacak bir ekipman ile donatıldığını iddia etmiş ve bulgularını KBA’ya göndermişti; KBA bu iddiayı haksız buldu. 2015’ten beri dizeller yoğun markaj altında… 1973 Petrol Krizi, artan petrol fiyatları, 1970’lerin enerji krizi ortamında BMW’nin hızlı ama tasarruflu motor arayışı, ilk dizel BMW 524td, ilk kompakt dizel BMW 318tds, Avrupa’da yükselen emisyon bilinci, Kyoto Protokolü, bir Nurburgring zaferi ve BMW 320d’nin doğuşu… Hızlı olan sadece BMW 320d’nin kendisi değil, otomobilin kaputu altındaki motorların gelişimi de hızlı oldu.

Önce rakamlar konuşsun: Silindirlere motorin akışını kısıp motorun devirlenme hızını yavaşlatan Eco Pro (tasarruflu sürüş) modunda 0-100 km/h için gereken süre 9.5 saniye. Motorun dizginlerini serbest bırakan Sport modunda ise 7.2 saniye. Bu dizel otoyolda 220 km/h ile hiçbir yorgunluk belirtisi göstermeden rampa tırmanıyor ve bu sırada gaz pedalı sıkıştırıldığında hala hızlanmaya devam ediyor. Yine 220 km/h ile dengeli ve kararlı halde viraj alıyor. 80 km/h ile yapılan ekonomi sürüşünde tüketim 3.6 litre/100 km; 110 km/h ile kullanımın sonucu 4.2 litre/100 km. Otoyolda 200 km/h’nin altına düşmeden sürüşün maliyeti 6.9 litre/100 km. BMW 320d’de ne performanstan ne tasarruftan ne de çevrecilikten taviz var. Gerçekte hiçkimsenin daha fazlasına ihtiyacı yok. BMW 3 Serisi 1975’ten beri gururla taşıdığı spor sedan unvanının hakkını dizel makinasıyla da sonuna kadar veriyor.

testler

BMW M47 N47 B47

Dizellerin varlığı tartışılsa da, BMW’nin 2.0 litrelik dizelinin bize öğrettiği bir şey var: Bu harika motor, tüketim ve performans değerlerini daha önce (ve hatta kendisinden sonra da) hiç olmadığı kadar ideal bir noktada buluşturuyor. Motorun hikayesi Kyoto Protokolü ve bir Nurburgring zaferi ile başlıyor, kökleri ise 1973 Petrol Krizi’ne uzanıyor. 1973 Petrol Krizi, artan petrol fiyatları, 1970’lerin enerji krizi ortamında BMW’nin hızlı ama tasarruflu motor arayışı, ilk dizel BMW 524td, ilk kompakt dizel BMW 318tds, Avrupa’da yükselen emisyon bilinci, Kyoto Protokolü, bir Nurburgring zaferi ve 2.0 litre dizel motorlu BMW 320d’nin doğuşu… Dizel BMW’ler gibi, kaputları altındaki 2.0 litrelik motorların gelişimi de hızlı oldu.

11 Aralık 1997’de Japonya’nın Kyoto kentinde imzalanan ve tarihe Kyoto Protokolü olarak geçen anlaşma Avrupa endüstri tarihini ve gelecek planlarını kökten değiştiriyordu. Avrupa’nın dizel takıntısı bu anlaşma ile beraber başlamıştır. Dizel motor teknolojilerine ve emisyon kontrol sistemlerine yapılan güçlü yatırımların bu anlaşmanın ardından başlaması tesadüf değildir. 1990’ların başında Avrupa pazarında dizel otomobillerin payı %20 iken 2010 yılında Avrupa’da satılan her 2 otomobilden biri dizel motor taşıyordu.

teknik

Esas Duruş: Subaru Forester 2.0D (SJ)

Subaru’nun boxer motorları 50, Symmetrical AWD çekiş sistemi ise 44 yaşında. Japon üreticinin mühendisleri 1966 yılından beri karşı silindirli motorlarla, 1972 yılından bu yana da sürekli 4 tekerlekten çekiş sistemi ile yatıp kalkıyor. Subaru kelimesi Japonca’da Pleiades (yani Ülker) yıldız kümesi için kullanılıyor, üreticinin logosundaki parlayan 6 yıldız da bu yıldız grubunu temsil ediyor. Subaru’nun yıldızının parlaması ve Japon üreticinin boxer motorları ve çekiş sistemi ile yarım yüzyıldır yarattığı farkın geniş kitleler tarafından anlaşılması ise ancak 1990’ların ortasında bir gösteri arenasında, WRC’de olacaktı; Subaru hakettiği prestije burada kavuştu. Subaru şasisinin adalet, denge ve eşitlik konusunda söyledikleri Forester’in karoserinde de eksiksiz olarak hayata geçmiş. Burada mekanik mükemmelliğe ve yüksek zekaya sahip bir otomobil var.

FIA’nın 1973 yılında organize etmeye başladığı WRC’nin (Dünya Ralli Şampiyonası) ilk 10 yılı “sakin” geçti. İlk sezonun kazananı arkada uzunlamasına yerleştirilmiş 1.8 litrelik motoru ile arkadan itişli bir Fransız otomobili, Renault Alpine A110 olmuştu. 730 kg’lik hafif şasi sayesinde 175 HP’lik motor şampiyonluğa yetmişti. Açılışı Renault yapmış olsa da, otomobillerin Grup 4 olarak adlandırılan regülasyona göre hazırlandığı bu erken dönemin hakimi İtalyanlar oldu; 1982 yılına kadar Fiat 131 Abarth ve Lancia Stratos HF 3’er şampiyonluk kazandı.

testler

Fiat MultiJet

Bugün daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir pazarı elinde tutan aşırı beslemeli modern dizel motorlar bu hakim konumlarını Fiat’a borçlu. Çünkü dizel motorlara çağ atlatan teknolojilerin yaratıcısı Fiat oldu. İtalyan üretici bünyesindeki FPT’nin 1993’te yarattığı girişim daha önce otomobillerin kaputu altına yakıştırılmayan ağırbaşlı dizel motorları ekonomileri ve çekiş güçleriyle vazgeçilmez hale getirdi.

Dizellerin ilk örnekleri aşırı beslemeden ve direkt enjeksiyondan yoksun halleriyle varlıklarını sorgulatacak kadar “sorunlu” makinalardı. Evet bu atmosferik dizeller az tüketiyordu, yeterli çekiş gücüne sahipti; ancak ilk çalıştırmalarda kızdırma işlemi için kullanıcılarını “bir süre” bekleten, iş devir çevirmeye gelince isteksizleşen, çok yavaş kalan, tork ile beraber bolca dizel tıkırtısı ve siyah duman üreten bu makinelerin bu halleri ile bir otomobilin kaputu altında yer bulmaları neredeyse mümkün değildi. Tam da bu yüzden Mercedes, Borgward ve Peugeot gibi birkaç marka dışında üreticiler dizel versiyonlardan uzak durdu. Üretilen az sayıdaki modelin de gerçekte hedef kitlesi ticari taksi sürücüleriydi.

Dizelleri bu zayıflıklarından kurtarıp benzinli makinelere rakip haline getiren sınırlı sayıdaki üreticinin emeği olmuştur. Yarattığı etki dikkate alındığında ise bunların en önünde Fiat gelir:

teknik

Subaru EE20 Boxer Diesel

Otomobil ızgaraları ya (geçmişin Mercedes modellerinde olduğu gibi) kaputun bir parçasıdır ve kaput açılınca onunla beraber yükselir, ya da yaya güvenliğine adanmış modern otomobillerde olduğu gibi ön tampona entegredir. Ancak Subaru Forester’in çift parçalı radyatör ızgarası, Subaru logosunu üzerinde taşıyan krom çıta ile yatay olarak 2’ye bölünüyor. Subaru’nun uygulaması sadece estetik bir ayrıntı değil: Radyatör ızgarasının sadece üst bölümü kaputa entegre edilmiş, kaput açıldığında ayrılarak kaput ile beraber yükseliyor; bu tasarımın nedeni ise ancak kaput açıldığında, kaput iç yüzüne yerleştirilmiş geriye doğru uzanan plastik hava kanalları görüldüğünde anlaşılıyor. Izgaranın kaputa entegre edilen üst kanalları intercooler (ara soğutucu) için gerekli hava akışını sağlıyor.

Burada garip şekilde intercooler motorun üstüne yatıyor. Silindirlere gönderilen havayı soğutup yoğunlaştırmak için çalışan bu donanım motor bloğu üzerine yatay olarak yerleştirilmiş. Sıralı silindir dizilişine sahip geleneksel aşırı beslemeli motorlarda intercooler kendisine motor ile aracın burnu arasında ve zemine yakın bir noktada yer bulur. Burada ise motorun üzerine yerleştirilmiş. Bu tasarım motorun farklı konsepti hakkında fikir veren ilk parça (?)

teknik

İthal İkamesi: Fiat Egea Multijet2 (356)

Fiat Egea ithal ikamesi kavramına getirdiği yeni anlam ile bir yerli otomobil olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Egea, fiyatının hakkını sonuna kadar veren otomobil tanımını baştan yapıyor. Egea ile Fiat low cost kalıbının dışına taşan bir otomobil yaratmış. Egea ile gelinen noktayı tarif etmek için sadece Egea’dan bahsetmek yetmiyor; bu yazıda Egea kadar bu otomobilin ve SDE Multijet dizelin bize hatırlattıkları var: İthal ikamesi ile Türkiye’de otomotivin ayağa kalkışı, Tofaş’ın kompaktları, dizel motor kültürünün Türkiye’deki macerası, Multijet’in evrimi, Sergio Marchionne yönetiminde Fiat’ın yaşadığı değişim, bu değişimle gelen 2 kanallı akıllı model politikası ve Egea’ya giden yol için…

Türkiye’nin yakın geçmişi siyasi olarak inişli çıkışlı dönemlerden geçti: Birkaç yüzyıllık geri gidişinin ardından 3 kıtaya yayılmış çok uluslu bir imparatorluk 1. Dünya Savaşı ile beraber sonra erdi, yokluk içinde bir var olma savaşı kazanıldı, hem kültürüyle ama hem de dış borçlarıyla bu imparatorluğun mirasçısı olarak Anadolu topraklarında üniter bir ulus devlet kuruldu, Batı tarzı devrimler yapıldı, çeyrek yüzyıllık tek partili dönemin ardından resmi olarak 1946’da, fiili olarak ise 1950’de çok partili siyasi hayat başladı, 1960-1980 arasında 3 askeri müdahale gerçekleşti, 1961’de sosyal devleti getiren daha özgürlükçü 1982’de ise daha kontrollü anayasa değişiklikleri yapıldı, 1980’ler tek partili iktidar ile, 1990’lar koalisyon denemeleri ile geçti, ve 2002’den bu yana neredeyse kesintisiz devam eden bir tek parti yönetimi var…

testler

Saab 99 Turbo

Motorlarda yağlama için yağ pompası, yakıt akışı için yakıt pompası, soğutma sıvısı dolaşımı için de devirdaim pompası var. Peki motora hava akışı için neden bir hava pompası olmasın? İşte bu da turbonun ta kendisi! Garip olan turbo değil, onun motorlarda kullanılmıyor olması…” Saab mühendislerinden Per Gillbrand turboyu Saab 99’un 2.0 litre motoruna entegre ederken böyle demişti. Saab 99 Turbo, İsveçli üretici için ve daha önemlisi otomobil endüstrisi için bir başlangıç olacaktı.

Saab turboyu kullanan ilk otomobil üreticisi değildi. Amerikan Oldsmobile bu fikri 1962 yılında hayata geçirmişti: Oldsmobile Jetfire Rocket’in 3.5 litrelik V8 motoru Garrett turbosu ile 215 HP üretiyordu. Avrupa’nın ilk turbo otomobili ise 1973 Petrol Krizi’ne meydan okuyan BMW 2002 Turbo oldu. Dahası otomobillerde ilk kullanımı 1960’larda gerçekleşse de turbo beslemenin geçmişi 19. yüzyıla kadar uzanıyordu. Ancak ilk kez İsveçli üretici Saab, 1978 yılında 99 modelinde kullandığı B kodlu motorlarına Garrett firmasından aldığı T3 turboyu entegre ederken “beraber yaşanabilir ideal bir turbo otomobil nasıl olur” sorusuna cevap veren ilk üretici oluyordu.

çocukluğumdan kalanlar

İlerlemenin Matematiği: Peugeot 308 1.6 BlueHDi EAT6 (T9 LBBH)

Peugeot tarihi boyunca her yeni modelini duyururken model kodunu da ileriye taşıdı. Koddaki yükselme otomobildeki ilerlemeyi temsil ediyordu. Peugeot’un kompakt hatchback modelinin geçmişi de farklı değil: 1993 yılında yollara çıkan Peugeot 306’nın yerini 2001 yılında Peugeot 307 aldı, bu otomobili 2007’de Peugeot 308 takip etti ve son olarak Peugeot 309 geldi… Hayır! Yeni modelin ismi yine 308. Fransız üretici 308 modelini baştan aşağı yenilerken bu kez model kodunu değiştirmedi (Aslında 309 model kodu, Peugeot’un 1980’li yıllarda ürettiği bir notchback modele aitti). Model kodunda ilerleme yok, Peugeot artık daha farklı bir matematik anlayışına sahip: Bu kez ilerleyen bagaj kapağı üzerindeki model kodu değil, ilerlemeler daha değerli noktalarda, otomobilin teknik altyapısında, tasarımında, iç mekan konseptinde ve kalite standartlarında yapıldı.

Direksiyon simidi üzerinde sürücünün görüş alanına daha yakın konumlandırılmış göstergeleri, küçük direksiyon simidi, geçmişin Mercedes şanzımanlarını hatırlatan kullanıma sahip “yılan yollu” vites kutusu, tuşlardan arındırılmış fütüristik kokpiti ve hepsinden önemli olarak gerçek ilerlemelerin saklı olduğu teknik altyapısı ve mimarisi ile 308 çekiciliğe oynuyor. Otomobilin iç mekanı farklı tasarımı ve kumanda konseptiyle sizi alışkanlıklarınızı terk etmeye zorluyor. DV6 kodlu 1.6 litre BlueHDi dizel motor ve EAT6 otomatik şanzıman ise aşırı tutumlu ve doğaya saygılı karakteri ile olgunluk çağını yaşıyor. Motorun ardında güçlü bir dizel birikimi ve bir başarı hikayesi var.

testler

PSA – Ford DV6

DV6… Bu harf rakam grubunu daha önce hiç duydunuz mu? PSA Grubu ile yakından ilgili değilseniz bu sorunun cevabı büyük olasılıkla hayır olacaktır. Ama TDCi, HDi, DRIVe, D2 ya da MZ-CD kodları daha tanıdık gelmiştir. Aslında onu dışarıda olduğumuz hemen her yerde görüyoruz, daha doğrusu “duyuyoruz”. DV6 kodu, dizel motor tarihinin en yaygın kullanıma sahip makinelerinden birine ait. 1.6 litrelik bu dizel motorun kariyeri 2003 yılında Peugeot 206 HDi ile başladı. Otomobilde kullanılan bu 1.6 HDi makine 110 HP üretiyordu ve yerini aldığı 90 HP’lik ilk nesil 2.0 HDi Common Rail dizelden 20 HP fazla olan gücü ve 240 Nm torkuyla dikkatleri üzerine çekmişti…

Peugeot dizel motorlar konusunda öncü üreticilerden biri. Bunu da 3 önemli hamlesine borçlu: Mercedes dışında hiçbir üreticinin dizel motorları ciddiye almadığı çok erken bir dönemde, daha 1959’da Fransız üretici otomobillerinde dizel versiyonlar sunmaya başladı. İkincisi, Peugeot, yüzyıl değişirken, dizellerin kaderini de değiştiren Common Rail sistemine en fazla yatırım yapan ve emek veren az sayıdaki üreticiden biri oldu. Üçüncü olarak ise tüm bu gelişmeler devam ederken Peugeot çevre tedbirlerini de ihmal etmedi, örnek olarak DPF‘yi (Dizel Partikül Filtresi’ni) 2000 yılında ilk kullanan ve 2009 yılında da tüm modellerinde standart olarak sunan ilk üretici oldu. Peugeot 308’in 1.6 litrelik DV6 dizeli tüm bu birikimi yansıtıyor. Birikimin arkasında ise güçlü işbirlikleri ile örülmüş köklü bir geçmiş var:

teknik

Mercedes M270 ve M274

Almanya’nın mütevazi bir kasabasında, Kölleda’da üretilen, Mercedes’in tüm kompakt modellerinde kullandığı turbo beslemeli ve CAMTRONIC ile donatılmış 1.6 litre benzinli M270M274 motor ailesi.

Mercedes kompakt modellerinde kullandığı baz dizel motorları Renault’dan temin ediyor. Daimler AG’nin Renault ile yaptığı platform ve motor paylaşımı anlaşmalarının bir sonucu olarak kompakt Mercedes’lerde kullanılmaya başlanan ve Renault’da K9K, Mercedes’de ise OM607 ismi ile bilinen üstten tek egzantrikli (SOHC) ve silindir başına 2 subaplı 1.5 litrelik dizel Renault motorunu A Serisi’nden CLA’ya kadar tüm kompakt Mercedes’lerin kaputu altında görmek mümkün.

Mütevazi özelliklere sahip olan ekonomi odaklı OM607 ile tüm bu kompakt Mercedes’ler ağır kalıyor. Örnek olarak 0-100 km hızlanma için 12 saniyeye ihtiyaç duyuyorlar (hatta 90 HP’lik A160 CDI’da 14 saniye). Konu tasarruf olduğunda ise motor göreceli olarak başarılı: Tüketim, gerçek yol şartlarında sürüş tarzına göre 4.7 litre – 6.2 litre / 100 km arasında değişiyor.

Benzinli tarafta ise “çok farklı” işler dönüyor. 1.5 litrelik baz dizel motor ne kadar sakin ise Mercedes’in M270 adını verdiği 1.6 litrelik baz benzinli motor da o kadar dik başlı ve asabi özelliklere sahip. Hatta, motor hacmi dikkate alınarak “baz” olarak etiketlenen bu benzinli motora giriş seviyesi muamelesi yapmak tamamen haksızlık olur.

teknik

Sınıf Çatışması: Mercedes GLA 200 (X156)

Mercedes’in elinde efsanevi G Serisi’nden ilham alan ve toplam 5 SUV’dan oluşan bir ordu var. SUV’ların yükselişi, Mercedes’in SUV ordusu, GLA 200, ve en çok da Mercedes’in GLA Serisi, A Serisi ve C Serisi dahil tüm kompakt modellerinde kullandığı 1.6 litrelik benzinli M270M274 motor ailesi üzerine…

Sınıf kavramının toplum bilimciler ve ekonomi uzmanları için önemli bir yeri olmuştur. Bu bilim insanları, sistemdeki çatışmaları açıklayabilmek için bu kelimeye çok sık başvurdular; Etienne Balibar, Immanuel Wallerstein, Karl Marx ve daha birçoğu teorilerini hep sınıf kavramı üzerine kurdular. “Sınıf” denilince akla hep hiyerarşi, anlaşmazlık ve çatışma geldi…

Konu otomobiller olduğunda ise “sınıf” kelimesi, çatışma değil zenginlik anlamına geliyor. Bugün burada, yani otomobiller arasında, mutlaka farklı beklentilere cevap verebilecek bir sınıf var: Süper mini (B), kompakt hatchback (C) ya da full-size luxury sedan (F) gibi… Bu zenginleşme ise 2 yoldan gerçekleşti. Birincisi, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ihtiyaçlar ve rekabet ile otomobillerin boyutları ve motor hacimleri sürekli büyüdü. Otomobiller büyüdükçe, daha küçük boyutlu yeni sınıflar doğdu: Opel Kadett büyüdü, Corsa’ya yer açıldı. İkincisi, üreticiler, üretim yapmadıkları sınıflara girmeye başladılar: 1980’lerde Mercedes, E Serisi’nin altında bir “boşluk” farketti ve C Serisi doğdu. Volkswagen, Phaeton ile üst segmente girdi; Porsche, Panamera’yı üretti, Audi, A1’i üreterek Audi 50’den 40 yıl sonra küçük sınıfa geri döndü.

testler

Metal Fırtına: BMW 320i (F30)

Önümdeki tabela “Yenisölöz 4” diyor… Yani Yenisölöz’e 4 km var. Burası İznik Gölü’nün güneyinde, Bursa’ya bağlı eski bir Ermeni dağ köyü. Zamanında bu yer, Osmanlı’nın önemli ipek böcekçiliği tesislerinden biriydi. Nüfus Mübadelesi’nden bu yana Ermeniler yok. Şimdilerde ise 1912 Balkan Savaşı’nın arkasından topraklarını terketmek zorunda kalan ailelerin çocukları yaşıyor. Köyün manzarası ne kadar güzelse, geçmişi de o kadar acıyla dolu… Konumuz tarih değil, konumuz “özel” bir otomobil, tarih yazacak kadar sağlam bir geçmişe ve olgunluğa sahip “özel” bir otomobil.

Tabelada yazan 4 rakamı, önümüzde BMW’yi ve beni bol virajlı 4 km’lik bir tırmanmanın beklediğini anlatıyor. Virajları birbirine yer yer uzun düzlükler bağlıyor, yamaçlardaki keskin dönüşlerde ise eğim %20’nin üzerine çıkıyor. Yol, haritadan bakıldığında sismograf üzerindeki zikzaklı deprem kayıtlarına benziyor. Anayollardan uzaktayız, yolu düşmeyen birinin burayı bilmesi de mümkün değil, ama BMW 320i’nin şasisinin ve direksiyonunun yeteneklerini görmek için iyi bir zemin.

testler

Dizellerin Yükselişi: Common Rail

Common Rail”… Bu 2 kelime otomotiv dünyasında “deprem” etkisi yarattı ve çok şeyi değiştirdi: Pazar paylarını, tüketici tercihlerini ve en önemlisi dizel otomobillere bakışı… Beni 1999 yılına, 17 Ağustos 1999 Depremi’ne götüren bir hikaye…

Ağustos 1999’da Alman Axel Springer medya grubu bir haber yayınladı. Bu haberi okuduğum hafta, ülke olarak büyük bir deprem ile sarsılmıştık. 17 Ağustos Marmara Depremi’nin ertesi günüydü. Ancak haberde verilen bilgiler de başka bir depremi haber veriyordu: Otomobil dünyasında dengeleri, pazar paylarını ve tüketici tercihlerini kökünden değiştirecek bir deprem gizli olarak anlatılmıştı.

Bu karşılaştırmalı test, aslında bir propaganda haberdi. Bunu ve haberde bahsi geçen teknolojilerin yaratacağı köklü değişiklikleri ancak yıllar sonra anlayabilecektik:

teknik